şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şehir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Eylül 2010 Cuma

Eylül.

Gözü yaşlı geldi Eylül, İstanbul'un terden sırıksıklam olmuş koynuna. Başını omzuna dayadı, ısındı biraz, biraz bıraktı ağlamayı, biraz gülümsedi, sonra yine anımsayıp, içine doğuştan serpiştirilen hüznü, yine ağladı. İstanbul elinde olsa tüm çocuklarını tutar yanıbaşında, arka bahçesinde yarenlik yaptırırdı Eylül'üne. İçlerinde en çok ona kıyamazdı. Hüzünlerin melankolik kızıydı Eylül.Şiirleri özlem kokardı, yanıbaşında dursa da sevdiği, güneş gözüne de girse, şalı eksik olmazdı omuzlarında, kalabalıkta olsa yalnızdı, tatlı da olsa ekşiydi tüm yedikleri. Elinden emziği alınmış küçük bir çocuk gibiydi.

Ama güzeldi. Tüm erkekleri peşinden koşturacak kadar güzeldi Eylül. Ne bir ruja, ne süslü bir bluza ihtiyacı vardı. Sadeliği ve hüznüyle bir presnses gibiydi.. İçlerinde en güzeli oydu.

1 Nisan 2010 Perşembe

"suya sabuna dokunmayan" İstanbul halkı

İstanbul'da bahar denince özellikle ardından yaz gelecek olunca, insanın keyfini kaçıran başka bir konuyu ele almak istiyorum. Türk insanın ne kadar temizlikten uzak olduğuna. Etrafta yine harika kokular yükselmeye başladı, çünkü bizim insanımız "suya sabuna dokunmadan" yaşıyor. Mecazi anlamda zaten cuk diye oturan bu deyiş, ne yazık ki gerçek anlamda da kendini güzelleşen havayla hissettirmeye başladı. Her gün duş almayı geçtim, haftada bir bile duş almayan, ellerini yıkamayı günde bir kez hatırlayan yada hiç hatırlamayan, ağız temizliğine dikkat etmeyen, temiz kıyafetlerini hafta başı giyip, hafta sonuna kadar tekrar tekrar giyen insanların şehri İstanbul. Benim gibi temizlik takıntısı olan insanlar için bahar ve yaz bu sebeple çekilmez bir hal alıyor. İnsan içine çıkmaktan korkuyorum, yolda, toplu taşıma araçlarında, adliyelerde zorla nefes alıyorum, sinir krizleri geçirmemek için kendimi zor tutuyorum. İnsanlar etrafa yaydıkları kokuların farkında değil mi? Ya da farkında ama bu kadar mı saygı duyuyurlar kendilerine? Anlam veremiyorum.

16 Şubat 2010 Salı

kaldırımı olmayan şehir

Neden bu şehri çirkinleştirmek için elbirliğiyle mücadele ediyoruz?
Onca şey var gördükçe içim kanıyor, mübalağa etmiyorum, gerçekten ağlamak istiyorum, avaz avaz bağırmak. Bugün kaldırımlarına ağladım. Yayalara ayrılan ama yayaların kullanamadığı kaldırımlarına. Arabaların park ettiği, reklam panoların dikildiği, restaronların masa, mağazaların tezgahlarını koyduğu, çöplerin biriktiği, hep birilerin haklı sebeplerle doldurduğu ve yayaların yürüyemediği kaldırımlarına..

Evet, burası İstanbul!Kaldırımı olmayan şehir!

27 Ocak 2010 Çarşamba

Sivas Kongresi



04.Eylül. 1919 - 11.Eylül.1919
 Kuru ekmek bulmanın dahi şans kabul edildiği, yolların ölüm tehlikesiyle kapandığı, Fransa'nın kurulun toplanması durumunda şehri işgal edeceği tehlikesi savurduğu o günlerde, Mustafa Kemal ve arkadaşları bu küçük kongre salonda toplandı. Mustafa Kemal sadece düşmanla değil, en yakın arkadaşlarıyla da mücadele halindeydi. Aydınların bir çoğu Amerikan Mandasının tek kurtuluş yolu olduğunu savunmaktaydı.Mustafa Kemal için akıldan geçen bu düşünce tam bir felaketti ve arkadaşlarına söyle seslendi. " Hayır Paşalar, hayır beyefendiler, hayır manda yok, YA İSTİKLAL YA ÖLÜM VAR!"

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails