kara kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kara kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Haziran 2012 Perşembe

gerçek olan sonsuzluktur,ben bile gerçek değilim..

Aslında bahsedilecek güzel günler, düğünler, tatiller,paylaşımlar varken, yine canım sıkkın olduğunda aklıma geliyor buraya uğramak. Çoğu zaman da mutsuzken hiç yazmamak istiyorum. O mutsuzluk bir iz bırakmasın, geçip gitsin istiyorum. Aslında sanırım ben artık hayatımı da öyle yaşıyorum. Bunu yaptığıma da inanamıyorum bir yandan. Benim hiç alışık olmadığım bir duygu, bir kaçış..Ama işte değişiyoruz zamanla. Kimbilir kaç kere daha şaşacağız kendimize..

Mutluyken aklımdan geçmiyor, mutsuzken yazma isteğime engel oluyorum, dolayısıyla burası pek öksüz kalıyor..

Ben mutsuz olunca, ya da bir şeyi kafamı çok takınca, kendi kendime ondan kaçsam da rüyalarım bana izin vermez. Rüyalarım mağaradaki ışık gibidir. Ama ne ışık! Sabahları uyandığımda aydınlandığımı değil, karardığımı hissederim. Eskiden oturup saatlerce konuşacağım dostlarım olurdu. Artık yok. Yok olup gittikleri için de değil hepsi, ama artık eski sohbetler yok desem haksızlık mı ederim? Belki de eskiden de çoğuyla sohbet etmiyordum, bilmiyorum. Bir iki tane vardı ama.. Belki de benim hep eskide kalan şeylere özlem duygum beni yanıltıyor, bilemiyorum. Bugün  yok ama.. Ben artık daha çok kendisiyle vakit geçiren, kendi kendine konuşan, kendi kendine yaptıklarından zevk alan birine dönüştüm. Şikayetçi değilim, kızgın yada kırgın da değilim. Sadece böyleyim. Üzülüyorum tabi ama üzülüp değiştiremediğim şeyleri de mağaraya ittiğim için idare ediyorum.

Aşkta da, dostlukta da güçsüzüm ben. Artık çok güçsüzüm belki de. Onu da bilmiyorum. Sanırım ben artık hiçbir şey bilmiyorum. Oysa çok keskin cümleleri olan biriydim bir zamanlar.. Artık değilim..

Kopukluklar, küskünlükler,sonlar yaşandığında kafam çok karışıyor. Tıpkı bir evrimci gibi taa en başlarına dönüyorum ilişkilerin ve hepsi birbirine giriyor. Bana göre gerçek olan hiçbir şey bitmez. Gerçek bir aşk mesela. Biter mi? Gerçek bir dostluk biter mi, bitmez. Dostlukta, aşkta bitiyorsa artık ne aşktır bana göre ne de dostluk..Bir şeylerin bitip bitmediği de , öyle günler, aylar içinde anlaşılacak şey değildir elbette. Bir gün bir arkadaşıma "ancak yaşamımın sonlarında anlayacağım" dediğimde bana gülmüştü. Ama çoğu şeyi, doğruyu ve yanlışı hatta belki de kim olduğumuzu bile ancak sonlara doğru anlayacağımızı düşünürüm. Bugünun doğruları ile geçmişinkileri karşılaştırdığımda da, hiçte komik bir şey söyler gibi çıkmıyor sesim.

Alışkanlıklarına, etrafındaki insanlara, kullandığı eşyalara bile sımsıkı bağlı bir mizacım var. Hep kaybolmuş bir çocuk gibi olurum etrafımda bir şeyler değiştiğinde,kısa süreli bile olsa. Tatillerin bir yanı hep hüzündür benim için mesala. Yolculukları hiç sevmem. Ayrılık duygusu paramparça eder beni. Arkadaşlarımın hayatlarındaki değişikliklere bile zor adapte olurum, değiştirdikleri ev, ayrıldıkları sevgili bana hüzün verir. Bu kadar değişikliğe uzak olunca tabiyatıyla hayatıma çok fazla yeni insan girmez. Oysa yıllar içinde elimdekilerin bazıları da artık yoktur. Daha da küçülür dünyam. Olsun var olanların bildik sesleri,renkleri bana yeter,yetmekten öte benim istediğim budur. Ama bu küçük dünyada çıkan anlaşmazlıklar benim iç dünyam için deprem gibidir. Ben beresini yolda düşürüp günlerce buna üzülen ve yıllar sonra bile "acaba bereme ne oldu,çöplüklere mi gitti yoksa biri onu kullanıyor mudur" diye düşünüp içlenen biri olarak, anlaşmazlıklar çıkıp hayatımdaki insanlarla arama mesafeler girdiğinde, nasıl içlendiğimi hangi cümlelerle anlatsam arabeske kaçmam bilemem.  Herkes kendini haklı sayıp karşısındakine küser. Ben genelde küsmem. Küsmek benim pek alışık olduğum bir duygu değildir. Bunun sanırım gerçekte iki sebebi vardır. Birincisi hiçbir şeyi küsmeye değer bulmam, ikincisi barışmaları sevmem. İnsanın barışacağını düşündüğü birine neden küstüğünü anlamam. Anlaşmak yerine arkamı dönmem. Uzlaşmak yerine ayrıştıracak bir davranış biçimine girmemeye özen gösteririm. Tabi bu anlaşmazlığa düştüğüm insanlar için komik bir kendini anlatma biçimidir.Çünkü herkes kendisi için böyle düşünür, düşünmez mi? Ben böyle yaptığımı sanırım diyelim. Muhtemelen karşımdaki de kendisi için aynı şeyi düşünür. İşin kötü olan kısmı burası değildir. Ben böyle düşünürüm, o başka düşünür. İşin acı kısmı birbirimizi anlayamamış  ve kırmış olmamızdır. Yolların hangi sebeplerle ayrıldığının bence nihayetinde hiçbir önemi yoktur. Önemli olan aynı yolda kalacak kadar aynı yöne bakmamış olmamızdır. Böyle zamanlarda ben kendimi feda edilmiş hissederim. Bunun sebebi  bazen karşındakinin üstünlük duygusu,egoları, bencillği, mutsuzluğu,başka başka duyguları veya belki başka insanlardır. O an, o bana  huzur veren, mutluluk veren,her zaman olduğu gibi duran ilişkimiz bambaşka bir şeye dönüşür. Artık gözlerine bakamadığım  bir adam/kadın karşımda durur ve baştan aşağı tüm bedenimi kaplayan acıklı duygular canımı acıtır. -yine eski zamanların aksine-  Can acılarına dayanamam, canımı acıtmasın diye de kaçarım. Artık, kendimden bile kaçıyorum ki çoğu zaman, bu yüzden garipsemem.

24 Mart 2011 Perşembe

kalmak veya gitmek

(resim Marebeth Quin'e aittir)
Her şeyin çok başka olabileceğini bilirken, bu kadar eksik yaşamak canımı çok sıkıyor. Kendime itiraf etmekten korktuklarım yada dile getirmek canımı sıkıyor yada gerçeği daha çok gözüme sokuyor diye susmalarım, benimle yaşadığım hayatın, dostlarımın, neşemin, enerjimin ve yaşama isteğimin arasına giriyor. Her geçen gün biraz daha başkalaşırken ve kendimden uzaklaşırken, içine düştüğüm sinsi ama derin bunalımın farkına varıyorsam da, düşmemek için sadece rollere tutunuyor ama gerçek bir çare aramaktan kaçınıyorum. Belki de çaresiz olduğunu görüyor ve bunu kabul etmek istemiyorum.

Kendini tanıyan bir insan olarak, bir gün bu durumdan kurtulacağımı biliyorum. Mutsuzluğuma ancak ben izin verdiğim sürece devam edebilirim, bunu da biliyorum. Ama vazgeçmeyen tarafım sabırla bekliyor. Yitirerek değil, kazanarak devam etmeyi istiyor. Hayat, yanıbaşındaki insanları farketmeyen, onları gören ama bakmayan, duyan ama dinlemeyen, dokunan ama sevişmeyen insanlarla dolu biliyorum.Hayat, bir çırpıda sevgisini, dostluğunu harcayan insanlarla da dolu, onu da biliyorum. Hayalleri yarım kalmış, hayallerini unutmuş insanların dünyası bu dünya. Aşkı, heyecanı, özeni, şevkati her fırsatta ağza alan, ama aslında gönlünde yaşatmayan insanların dünyası.Onlardan biri olmak istemiyorum ben. Ne kalarak, ne vazgeçerek...

3 Şubat 2011 Perşembe

milyarlarca insan

Dünyada milyarlarca insanız. Her birimiz birbirinden farklı. Her birimiz için bir dünya, her birimizin kendi dünyası. Bizden başka diğerleri var. Bize yakın olan, uzak olan, sevdiklerimiz, sevmediklerimiz,tanımadıklarımız, bilmediklerimiz. Bizden başka diğerleri. Her birimizin kusurları var. Hiç birimiz kusursuz değiliz. Yanlışlarımız, hatalarımız, pişmanlıklarımız..Her birimizin bir hikayesi var. Her birimizin hikayesi, kendimize göre diğerlerinkinden farklı.Bizim bildiklerimiz var, başkasının bilmediği,anlamadığı. Bizim geçmişimiz, yaşanmışlıklarımız hep başka. Doğrularımız doğru,anlaşılmasa da,  yanlışlarımız anlaşılır, affedilir.
Şu "an" şu dakika, dünyada milyarlarca "an" var. Kiminin içi yanıyor, kimi mutluluktan havalara uçuyor, bir evde ölü sessizliği, bir evde doğum sancısı, biri kavga ediyor, biri sevişiyor, biri susuyor, biri şarkı söylüyor, biri ölüyor, biri öldürüyor, biri arkasını dönüp gidiyor, biri kucaklaşıyor,biri ihanet ediyor, biri aldatılıyor, biri savaşıyor, biri barışıyor, biri mum ışığında oturuyor, birinin tüm ışıkları açık,biri genç, biri çocuk, biri yaşlı,  biri bütün dünyaya küsmüş, biri şu anda bütün dünyayı düşünüyor.
Milyarlarca insanız, her birimiz birbirinden habersiz. Biri yanımızda, biri adını bile bilmediğimiz bir yerde. Çok kalabalığız, çok yalnızız.Çok fazlayız, çok ayrıyız. Milyarlarca insan..

20 Ocak 2011 Perşembe

yabancı

yazamaz oldum ben artık. eskiden kağıdı kalemi elime alınca, yazardım uzun uzun. saçma da olsa yazdıklarım, bazen hayal de olsa, yada tam tersi karamsarlıkta sarsa tüm satırları, yazardım.
konuşamaz oldum aynı zamanda. bir çırpıda paylaştığım günlük hikayeler, daldan dala sıçrayan anlatımlar hep gerilerde kaldı. lafın lafı açtığı muhabbetlerde, sessiz sedasız dinleyen biri oldum çıktım sonunda. dostlarımla bir araya gelmekten çekinmeye, yeni insanlarla aynı ortama girmeye korkmaya kadar vardı bu halim.
düşünemez oldum. düşünmekten kaçmaya başladım. kendimi dinlemeyi bile bıraktım. güya "günü yaşa" deyip kendime, günü geçirmenin yollarını aramaya başladım.
başka biri oldum sanki..sevmediğim, sevimsiz biri oldum. yabancı oldum..

26 Kasım 2010 Cuma

suçlu


yatağın sağ yanına  baktı.sokaktan gelen karmançorman sesler, kulaklarında bir uğultuya, beyninde bir acıya dönüşüyordu. aklı o kadar dolu,bu doluluk o kadar sakattı ki, kalksa yürüyemeyecek, ayakları tutmayacak gibiydi. yatağın sağ yanı doluydu. dolu ama boş diye düşündü. sonra elini uzattı, yastık soğuktu.gerçeklerle yüzleşmesi gerekti. "insan kendini ele verebilir mi" diye sordu. suçlusu oydu. başına gelenlerin tek sorumlusu oydu. yatak çarşafına bulaşmış kandan, kendi parmak izleri çıkardı. teslim olması gerekti, biliyordu. ama itiraf etmek ne zordu. üstelik itiraf edeceği biri de yoktu. zoraki güldü. sinirleri bozuktu. "düne nazaran daha iyiyim" dedi. dün sinirleri bile bozuk değildi. yüzündeki hiçbir kası oynamıyordu. ellerine kelepçe takacak biri olsaydı, suçunu itiraf etmek bu kadar zor olmazdı. önce itiraf etmeli, sonra kendi cezasını kendisi vermeliydi.asıl zor olan da buydu. kendisini hor görecek, tiksinecek, daha çok kaçmak isteyecekti. bununla yüzleşmeye cesareti yoktu. gözlerini kapadı. hayale daldı.
uyandığında saati kestiremedi ama oda kararmıştı. kalktı.koşturarak tuvalete gitti.işini bitirip ellerini yıkarken, aynaya bakmadı. mutfağa geçti. her yer, insanın gözüne batacak kadar temizdi. sanki evde kimse yaşamıyordu. kimse yaşamıyor ama her gün biri gelip temizliyordu. bir otel odası gibi..kişiliksiz  ve tertemiz. gittiği tatillerdeki otel odalarını hatırladı. gülümsedi. akşama kimi çağırsak diye düşündü. salondan maç sesi geliyordu.salona geçti. "akşama kime çağıralım canım" diye sordu, kanepede uzanmış sevgilisine. konuşmaya başladılar.aklından geçenlerle, ağzından çıkanlar arasındaki komediye isterik şekilde güldü. sevgilisi aldırış etmedi yada farketmedi. bilemedi. bilse de önemi yoktu.önce kendisiyle konuşması lazımdı. bu yüzden başkalarıyla hep susuyordu. kendisine söylemeyemediği gerçekleri, başkasına anlatamazdı. yalan söyleyecekse de, konuşmanın bir anlamı yoktu.birileri gelsindi, kim olduğu farketmezdi. birileri gelsindi, o mutfakta, hiç sevmediği, tadına bile bakmayacağı yemekler yapsındı. çok beğensinlerdi, övsünlerdi. ne becerikli olduğunu söylesinlerdi ona. ondan bundan aldığı tariflerle, bir kase  mantar, bir kase  biber, iki  kase et, biraz yağ biraz salça, üzerine de kaşar dökmeyi becerdi diye, kendini işe yarar hissetsindi. bu akşamda hayatın bir anlamı olsundu. mutfağa geçti.içerden sevgilisinin telefondaki sesi geliyordu. mantarları suya batırıken, tatlı olarak ne yapacağını düşünüyordu.

1 Kasım 2010 Pazartesi

pzt

Yeni bir hafta başladı.
Aklımda balonlar şişirip havaya bırakıyorum. Gerçekte bütün balonlarım patlıyor.
Dün kitap fuarındaydık, güzel güzel kitaplar aldım, mümkün olsa daha da çok alırdım. Sevgili amonka'ya çok teşekkürler yeniden.
Hava hafif serin, biraz güneşli. İçim çok hüzünlü ve çok sıkıldım aslında bu hüzünden.
Uzaklardan güzel bir mail aldım ama, içim ısındı biraz.
Biraz hayal, biraz uyku.Kurulu başka alem oyunundayım..

16 Ekim 2010 Cumartesi

domatesli ekmek

Çok sevgili blog takipçilerim(hah siz yoktunuz değil mi) bu sabah kahvaltıda domatesli ekmek yaptım ve ilk kez sizinle bir tarif paylaşayım dedim. haha .. vasat hayatımdan ancak bunu yazmaya layık buldum. (ne mutlu size)

öncelikle bir kapta 1 yumurta, bir kase kadar beyaz peynir,bir tutam maydonoz, biraz pul biber, küp küp doğranmış domates ve yeşil biber veya kırmızı biberi az biraz tuz ve zeytinyağı ile karıştırın, bulamaç haline getirin. sonra ince ince kestiğiniz  ekmek dilimlerin üzerine sürün ve maksimum derecede 20 dakika fırında pişirin. sonra afiyetle eğer ki var ise sevdiklerinizle güzel sohbetler eşliğinde yiyin. (bunun tarifi yok )

günün sözü eklemek istedim. dur düşüneyim..hmm. düşündüm düşündüm.  kuru ekmekte olsa yediğin, sevdiğin ile  bal kaymaktır yediğin..hahah.. beceremedim. ama bence anlaşıldı.

9 Ekim 2010 Cumartesi

kabuğunda..

İnsan kendine yabancılaşır mı? Yada en sevdiklerine? Yaşadığı hayata? Oluyor bazen.. Kendi yaşadığın hayatta, başkasının çektiği bir filmin figüranı gibi, başrolde olduğunun farkında olmadan, serüvenin kendiliğiden akıp gitmesini beklerken buluyorsun bazen. Sesini duymak istemiyorsun kendinin yada kolunu kaldırmak. Günaydın demek içinden gelmiyor, gün aysın istemediğinden. Değişsin yada düzelsin yada daha iyiye gitsin diye çabalamak istemiyorsun. Hatta başkası bile çabalasın istemiyorsun. Sadece tek kare görünen, önemsiz bir karakter gibi, unutulup gitmek istiyorsun..

Umudunu kaybettiğinden mi?
Yorulduğundan mı?
Beceremediğinden mi?
Küstüğünden mi?

Kayboluyorsun..

20 Eylül 2010 Pazartesi

jerry'den k.k'a..

Sen benim kim olduğumu bilyor musun? Sana diyorum! Öyle ezip geçemezsin beni. Altına alıp, zıplayamazsın üstümde. Ben onca acıyı sen beni yeniden unufak et diye çekmedim! Boşuna direnmedim karabasanlarına kötülüğün. İşim var benim, acelem var. Yetişmem gereken güzel günlerim var. Küçük bir çocuk gibi, burnumu kapatıp ağzımı açarak, salamazsın zehirini içime. Boşuna uğraşma. Küçük korkak kız değil senin karşındakini. Sen benim aklımla başedemezsin. Sen benim hayallerimi bitiremezsin. Kafamı kurculayabilirsin, kırıntılarını serpiştirip beynime karıncalarını çağrıbalirsin ama erişemezsin meyve ağaçlarıyla dolu bahçeme. Bulamazsın göl kenarındaki evimi. Bana sımsıkı sarılan sevdiğimi ayıramazsın bedenimden. Göremezsin, bulamazsın beni. Ben istediğim zaman kaybolurum. Ben istediğim zaman gülümserim. Senin gerçeklerin beni yalancı çıkarmaz, uğraşma boşuna.

Sen benim kim olduğumu biliyor musun kara kadın? Ben senden önce de vardım. Seninle daha çok varım. Hadi al karalarını da git.

14 Eylül 2010 Salı

dünyaaa!

bana süpriz yapsana hayat. hadi güldür beni, sev beni, şaşırt beni. üzme beni. hadi ama hadi. bekleyemem seni. mutlu etsene beni, dünyaaaa! benim için dönsene diyorum sana!

19 Ağustos 2010 Perşembe

karıncalar

bir bakış, bir ses alıp götürdü  kötü anılara. kaybolmak istedi.  gözlerini kapattı, kimse görmesin diye.  sustu kimseyi duymamak için. canı acıyordu. canı acırken vücudunun yandığını hayal etti. önce kollarında başladı yavaş yavaş tüm vücuduna yayıldı alevler. ama dokunamadı kafasındaki karıncalara. onlar tüm geçmişin kötü anlarını bir bir taşıyordu bugüne. kaçamadı onlardan. duymamak için inlemeye başladı. olmadı. ağladı. sonra ağlamamalıyım dedi. ben güçlüyüm. yalnız da kalsa kocamandı o. gördüler kapının aralığından yataktaki kıvranan halini. tahammül edemediler. acısı bile sahte geliyordu onlara. kapadılar kapıyı üzerine. kalktı kapattı perdesini odanın. sustu günlerce. sessizlik kılıç gibi kesti gerçekliğini hayatın. korkuyordu ama cesur bakışlar takındı. acıyordu içi ama gülümsedi zoraki. hakettiğin alacağı günün hayaline daldı..

günler geçti. haftalar. aylar geldi geçti. yıllar devrildi. hakettiğini alacağı günü beklerken hala, belki de bir bok haketmiyorum diye düşündü.sonra kafası karıştı. hangisi bugün hangisi geçmişti bilemedi..

12 Ağustos 2010 Perşembe

hiçlik

Nasıl sıkıntılı içim.Nasıl acıyorum her geçen güne? Kaçırıyorum sanki bir şeyleri. Yaşlanma telaşı da aldı şimdiden beni. 30'a 1 kala, sanki hiç bir şeyi beceremedim. Boşuna yaşadım sanki. Çok önemsiz çok küçük bir noktayım! Ne önemli yapar insanı onu da hiç bilmiyorum aslında. Ama yine de içimden bir ses,"başka türlü olmalıydı" diyor. Başka türlü olmalıydı!

Dürüst olunca insan kendine, çok eksik görüyor, çok başarısızlık. Çoğu zaman da olmuyoruz ya.Kendimizden bahsederken bakıyorum da..Ooo neler neler? Düşündüm sabah Çiko'yla gezerken, neleri yarım bıraktım diye. O kadar az şeyi denemişim ki, yarım bıraktıklarım bile çok az. Ona bile hayıflanamadım anlayacağınız. Utanıyorum kendimden, yazarken daha da çok utandım.

23 Nisan 2010 Cuma

cumartesi


kafamda biriktirdiğim o kadar çok şey var ki..etrafımdaki insanlar görseler raflara dizilen ve sırasını bekleyecek olan yargılarımı..korkarlardı. valla ne yalan söyleyeyim ben bile korkuyorum. dağılsınlar istyorum ama dağılmazlar, onlar sırasını beklerler, kafamdan bir çatlak bulup dışa kusacakları günü kollarlar. bu işler böyle bende. bu yüzden bıraktım peşini bugünün, alınan varılan kararların, tepkilerin ve sairelerin ..

cumartesi günü tüm güzelliği ile başladı. gelin cumartesi güzeli olalım yine!
köpeğimizle yürümeyelim coşalım, top peşinde koşturalım!
müziğin sesi açılsın, kahvaltı sofrası donansın!
mutsuzluk namına ne varsa hayatımızda, bakmayalım o yöne, o kimselere!
kendimize dönelim, bizi hiç bırakmayan gözlerimize.
hadi kendimizi sevelim, şımartalım!
hadi bugün başrolde biz olalım,
kahraman kostümlerimizi giyelim!

20 Nisan 2010 Salı

k.k

hey hayat, niye bu kadar zorluyorsun?derdin ne? çabalıyorum ama burada değil mi?
iyi bir insan olmaya, her şeye rağmen iyi kalmaya,
mutlu olmaya, yine de gülümsemeye, sıkıntın ne?

12 Mart 2010 Cuma

özüme döndüm

Bir ara karanlıklardan sıyrılayım, çiçekler açayım diye hevese geldim ama.. Yine döndüm siyah pencereme.. :)

10 Mart 2010 Çarşamba

keşfetmek için merak etmeli!


ihmal edince keşfetmeyi yada keşfedecek hiç bir şey kalmadığını düşününce. ne anlamsız doğan güneş, ne anlamsız sohbet etmek, fotoğraf çekmek, yeni bir film izlemek, aşk, yatağın diğer yanı, açan çiçek, dilimizdeki tat, sırlar, seçimler, kararlar, sevişmeler, yarınlar, hayaller.. hatta mutluluğun bile anlamı yok belki merak gidince..heyecan bitince..

8 Mart 2010 Pazartesi

K.K

Bahar geldi ama kış gitmiyor
Tıpkı içimizdeki kuyu gibi
Kapkaranlık gündüz güneşi

15 Şubat 2010 Pazartesi

kara kadın

Hiç mutlu değilim şu anda.
Ne konuşmak istiyorum bunu, ne de çözmeye uğraşmak.
Bazen kararlarımız bizi buna mecbur eder, bu buhranlı anlara.
Ve şikayet edemeyiz.
En baştan kaybettiğimiz bir oyunun kupanıdır çünkü elimizde tuttuğumuz.

Gülüp geçmek istiyorum sadece.
Kendime gülmek.
Nasıl da yanıldığımın benden çok kim farkına varabilir?
Kim bilebilir içimi benden başka, ya hayallerimi?
Aslında kime ne kadar yakın durduruğumu
Yada görünenden ne kadar uzak olduğumu.

Bir başına olmak meselesi aslında hepsi.
Karanlık adalarında acılarının ve yarım kalan heveslerinin
Feneri olabilmek  umutlarına.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

allak bullak

neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemiyorum artık. allak bullak oldu kafam, duygularım.. zarar gören yine hayat hikayem ve kaybettiğim yine zamanım... her şey göründüğü kadarsa, göründüğü gibiyse, hep yanılgılarla yaşamışım hissine kapılıyorum... her şeye bir anlam katmaya çalışsam sonuca ulaşamıyorum.

- aslında olur olmaz her cümleme ... nokta ekliyorum. yine ki kendisine muhtaçlığımdan belli değil mi kafamın karışıklığı. ne kadar laf etsem de işe yaramayacak gibi yada ne kadar sussam da anlatamam derdimi. öyleyse yine ...
(ünlemli mutlu günlerin özlemiyle...)

5 Nisan 2009 Pazar

demli düş

soğuk, karanlık ve yalnız odamda
çay kokan akşamüstleri düşledim,
bana sokulsun istedim
kulağımdan öpsün, tekrar öpsün
ama demli gölgesi düştü açık çayıma
daha soğuk
daha karanlık
ve daha yalnız bir odada..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails