Dün, şiddetle yağan yağmura rağmen, oğluşum için kalktık Şile yollarına döştük. Her ne kadar başlarda, her türlü senaryoyu aklına getirebilme potansiyeline sahip olduğum için biraz huzursuz olsam da, Şile'ye vardığımızda, bizi karşılayan Özgür Bey'in doğal hayatı ile huzur buldum.Önde ve arkada olmak üzere kocaman bir bahçeye sahip olan evsahibimiz ve eşi, yeşillikler içinde, ağaçların gölgesinde, 2 küçük çocukları ve her biri ayrı cins 8 köpekleri ile birlikte yaşıyorlar. Yaşadıkları yer gibi, kendileri de öylesine doğallar ki..Başka bir dünyada olduğumu hissettim. İstanbul'u kötülemek istemiyorum, İstanbul'un sevmediğim insanlarından bahsetmek istemiyorum ama onların kalbimde, beynimde ortaya çıkardıkları hüsranı ne yazık ki hissediyorum. İşte, sanki İstanbul'un pisliğinden uzaklaştım, orada kaldığım bir kaç saat. Çok keyifliydi.
Yaşamayı hayal ettiğim hayatı yaşıyorlardı ve ben kendimden daha çok emin oldum. Doğa ve hayvanlar, beni mutlu etmeye yetiyor.
Günün maksadı ne yazık ki gerçekleşmedi ve Çiko ile Prenses çiftleşemedi. Ama bizim için bahane oldu ve cumartesi günü tekrar gideceğiz. Bu kez oğluşumun mutlu sona ulaşmasını diliyorum. Bakalım..
mutluluk verir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutluluk verir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Nisan 2011 Perşembe
26 Kasım 2010 Cuma
can..
ben nasıl sevmem seni? sen benim dünyamsın.sen benim köprümsün hayatıma. hayatımı altüst etmiyorsam, sensin sebebi. sen en samimi, en gerçek dostumsun. en sevdiğim sensin. beni en çok seven. sen, en karanlık anımda, en sıcak yuvamsın. yalnız değilsem, sen olduğundan. çekip gitmiyorsam, beni bekleyen gözlerindeki kederi bilmemden. abartıyor muyum? abartmıyorum. az bile söylüyorum. seni ne kadar çok sevdiğimi bilemeyorsan diye içimdeki ateşi anlatamam kelimelerle. küçücük ellerinle, nasıl da kavrıyorsun bütün bedenimi. küçücük gözlerinle nasıl da akıyorsun içime. seni çok seviyorum can. sen benim canımsın. bin tane canım olsa, hepsini sana veririm. iyi ki varsın can. ben sana yetemem ama sen yetmekten ötesin can.
13 Mart 2010 Cumartesi
Fadik'siz Kalan Bahtsız Oğluşum!
Oğluşumda son günlerde melankoli hali hüküm sürüyor. Başlıktan anlaşıldığı üzere o da bir çokları gibi yalnızlıktan bedbaht. Hallerini görmeniz lazım. Bir noktaya kilitlenmeler, acılı bakışlar, hareketsizlik.Neredeyse çıkarıp bir anti-depresan vereceğim. Eskiden gittiğimiz parkta Fadik adında bir sevgilisi vardı. Yalnız aralarındaki münasebet sadece muayyen günlerde yakınlığa dönüşür, iş bitince sen yoluna, ben yoluna denilirdi. Fadik'ten kaynaklanırdı tabi, dominat bir dişi olduğu için de benim kuzu Çiko'm da , napsın rahatsızlık vermezdi başka zamanlarda. Şimdi Fadik'imiz de yok, yeni biri de. Çok dertli Çiko, çok. Allah kimseyi sevgisiz, yalnız bırakmasın, senin de bir an önce kısmetin çıkasın Çiko'cum!
24 Şubat 2010 Çarşamba
Hunili Günler
Sabah Çiko'yu gezinti sonrası temizlemek için banyoya getirdiğimde, sağ arka patisinden kan geldiğini gördüm. Oğluum eve dönene kadar hiç belli etmediğinden anlayamamıştım. Sokakta patisinin altı kesilmiş, kanlar akıyordu. Hemen sevgilimi aradım. Sabah saat 7.30 civarları. Ben ne kadar sabah insanıysam, o da o kadar değil. Neyse mevzubahis Çiko olunca akan sular duruyor tabi. Kalktı geldi, Çiko'yu veterinete götürdü, benim ne yazıkki duruşmam vardı. Duruşma sonrası eve geldim. Çiko'ma dikiş atmışlar, başına da dikişiyle oynamasın diye huni takmişlar. Çiko geldiğimde tam bir yıkım halindeydi, depresyona girmiş kuzucuğum. Ben huniyi çıkarttım ve huni görevi görmek üzere bütün gün yanında kaldım. Ne kadar mahzun bir görseniz. Nasıl korkmuş, nasıl çare bekliyor. Ama mecbur pazartesiye kadar bekleyeceğiz, dikişleri alınacak tekrar muayene olacak. O zamana kadar ancak tek şey yapabilirim, onu şımartabilirim.:)
Yolda yürürken yerlere bakıyor musunuz? O kadar çok çöp var ki. İnsanlar ellerine ne geçerse camlarından aşağıya fırlatıyorlar sanki. Apartmanların arka bahçelerine, önünden ve arkalarından geçen yollara, kaldırımlara dikkatli baktığınızda karşınıza çıkan çöplerin çeşitliliğine hayret edeceksiniz. O kadar çoklar. Çiko'nun atılmış bir jilete, cam şişe kırıklarından birine veya bambaşka bir şeye denk gelip ayağını kesmesine şaşırmıyorum o yüzden. Ama kim ne derse desin, evinde çamaşır suları ile sürekli temizlik yapan kadınlarına rağmen biz şehirlerini temiz tutabilen bir toplum değiliz. Ne yazık ki..
Çiko'm bir an önce iyileşşin, o mutsuz bakarken ben çaresiz kalıyorum. Benim yaramaz, meraklı oğlum, Allah'tan bunu da ucuz atlattık!
Yolda yürürken yerlere bakıyor musunuz? O kadar çok çöp var ki. İnsanlar ellerine ne geçerse camlarından aşağıya fırlatıyorlar sanki. Apartmanların arka bahçelerine, önünden ve arkalarından geçen yollara, kaldırımlara dikkatli baktığınızda karşınıza çıkan çöplerin çeşitliliğine hayret edeceksiniz. O kadar çoklar. Çiko'nun atılmış bir jilete, cam şişe kırıklarından birine veya bambaşka bir şeye denk gelip ayağını kesmesine şaşırmıyorum o yüzden. Ama kim ne derse desin, evinde çamaşır suları ile sürekli temizlik yapan kadınlarına rağmen biz şehirlerini temiz tutabilen bir toplum değiliz. Ne yazık ki..
Çiko'm bir an önce iyileşşin, o mutsuz bakarken ben çaresiz kalıyorum. Benim yaramaz, meraklı oğlum, Allah'tan bunu da ucuz atlattık!
20 Şubat 2010 Cumartesi
mis gibi
Yeğen gibisi yok. Küçücük burada elleri, daha 6 aylık zamanları, sıpa kocaman oldu şimdi, 3 yaşını bitirecek haziran'da. Dün gece beraber uyuduk. Mis gibi. Çok seviyorum çok seni!
7 Mayıs 2009 Perşembe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



