Uzun zamandır ne izlediklerimden ne de yazdıklarımdan bahsedebiliyorum çünkü yaşamayı bırakıp, kendimi kitapların ve filmlerin dünyasına adadım. Bu yüzden hepsini anlatmama imkan yok. Ama en azından kendime notlar şeklinde bile olsa izlediğim filmlerin bazılarını anmak isterim . Belki okuyup tavsiye olarakta kabul eden çıkar..(Kitaplardan bir kaçından geniş bir zamanda bahsetmek istiyorum..)
JERRY
1 Şubat 2012 Çarşamba
5 Aralık 2011 Pazartesi
kan ve hayat
Bir silahı yoktu
Ama umutsuzluğu vardı
Bir kurşun gibi,
Delik açan kafasında
Aklını yitirmiş değildi,
Ama yitip gitmişti hayalleri
Bir bıçağı yoktu
Nabzını durduran
Ama kanayan bir hayatı vardı
Sürekli kanayan kesikleri
Etrafını saran kırmızı
Hiçte romantik değildi
Şarap gibi,
Aşk gibi değildi..
Bir mezarı yoktu
Bir tabutta yatmıyordu
Ama çürüyordu
Kokuyordu hiçliği
Çaresizliklik değildi onu çürüten
Ama biliyordu artık
Bir gün her şey güzel olmayacaktı..
Ama umutsuzluğu vardı
Bir kurşun gibi,
Delik açan kafasında
Aklını yitirmiş değildi,
Ama yitip gitmişti hayalleri
Bir bıçağı yoktu
Nabzını durduran
Ama kanayan bir hayatı vardı
Sürekli kanayan kesikleri
Etrafını saran kırmızı
Hiçte romantik değildi
Şarap gibi,
Aşk gibi değildi..
Bir mezarı yoktu
Bir tabutta yatmıyordu
Ama çürüyordu
Kokuyordu hiçliği
Çaresizliklik değildi onu çürüten
Ama biliyordu artık
Bir gün her şey güzel olmayacaktı..
28 Kasım 2011 Pazartesi
Mother and Child
İlla ki her eserin bir mesajı var diye düşünecek olursak, bu filmdeki mesaj muhteşem. Çok zor ama muhteşem..
Etiketler:
annette bening,
naomi watts,
rodrigo garcia,
sinema
| Tepkiler: |
Please Give
Bu tarz filmleri seviyorum ben. Baızları hiç sevmez. "Ee ne oldu şimdi" derler. Pekte bir şey olmaz doğrudur. Sadece bir kaç kişinin hayatının bir kesitini görürüz. Mutlaka yönetmenin anlatmak istediği belli bir şey vardır ama bana göre herkesin anladığı başka olabilir. Çarseizliği de umudu da gösterir böyle filmler. Filmdeki karakterlerden birini kendinize çok yakın bulursunuz, konuşmak isterseniz onunla yada elinizi uzatmak ve yardım etmek.
Birbirinden farklı karakterleri izlerken belki kendi kusurlarınızı da görebilir ya da neden hoşlanmadığınızı karar verebilirsiniz. Dürüstlük, umarsızlık, suçluluk duygusu, vefa, nankörlük ve daha fazlası..
Etiketler:
catherine keener,
nicole holofcener,
oliver platt,
rebecca hall,
sinema
| Tepkiler: |
Sunset Bulvarı
Özellikle 1950'lerin Hollywood'u olmak üzere muhtemelen tüm zamanların film endüstrisine ayna tutan, bir yıldızın içler acısı halini sevimli ve aynı zamanda ürkütücü ama alaycı bir dille gösteren harika bir klasik. Oyunculuklar, detaylar, diyolaglar muhteşem. Asla zamanı geçmeyecek bir film. Cesur ve keskin.
Şans eseri ellili yaşlarında eski bir Hollywood yıldızı Norma Desmond (Gloria Swanson) ile tanışan senaryo yazarı Joe Gillis (William Holden), onun cömert teklifini kabul edip, yazmış olduğu senaryoyu düzeltmek için, Norma'nın evinde kalmaya başlar. Meteliksiz olan Joe, birden içine düştüğü lüksün içinde Norma'nın acınası haline ve isteklerine boyun eğer. Çıkarları kişiliğinin önünden gitmektedir. Norma, ününün ve popülerliğinin geçmişte kaldığını kabul edemez. Uşağı Max (Erich Von Stroheim) sayesinde yaşadığı hayal dünyasının sahteliğini anlayamayan Norma sonunda öyle bir son yaşatır ki, ağlayan ağlar, gülen gülebilir.
Sinema dünyasının en iyi film listelerinde ilk 100 içinde sayılan ve bir çok sinema otoritesine göre kara film tarzının en başarılı örneklerinden biri olarak sayılan Sunset Bulvarı psikolojik dram diyebileceğimiz bir hikayeye sahip olmasına rağmen,- üstelik dramı oldukça derin - kara komediye de uzak değil. Karası epey kara ama.
Yönetmeni Billy Wilder filmi yaptığında oldukça büyük tepkiler almış ve Paramount Kurucuları kendisini sektöre ihanet etmekle suçlamışlar. Bu film tüm yüzyıllar için gereken Hollwood eleştirisini yapmış çünkü.
En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Müzik Ve En İyi Özgün Senaryo Oscar'ını alan film, müptelası olduğum imdb Top 250'de de 32. sırada.
Şans eseri ellili yaşlarında eski bir Hollywood yıldızı Norma Desmond (Gloria Swanson) ile tanışan senaryo yazarı Joe Gillis (William Holden), onun cömert teklifini kabul edip, yazmış olduğu senaryoyu düzeltmek için, Norma'nın evinde kalmaya başlar. Meteliksiz olan Joe, birden içine düştüğü lüksün içinde Norma'nın acınası haline ve isteklerine boyun eğer. Çıkarları kişiliğinin önünden gitmektedir. Norma, ününün ve popülerliğinin geçmişte kaldığını kabul edemez. Uşağı Max (Erich Von Stroheim) sayesinde yaşadığı hayal dünyasının sahteliğini anlayamayan Norma sonunda öyle bir son yaşatır ki, ağlayan ağlar, gülen gülebilir.
Sinema dünyasının en iyi film listelerinde ilk 100 içinde sayılan ve bir çok sinema otoritesine göre kara film tarzının en başarılı örneklerinden biri olarak sayılan Sunset Bulvarı psikolojik dram diyebileceğimiz bir hikayeye sahip olmasına rağmen,- üstelik dramı oldukça derin - kara komediye de uzak değil. Karası epey kara ama.
Yönetmeni Billy Wilder filmi yaptığında oldukça büyük tepkiler almış ve Paramount Kurucuları kendisini sektöre ihanet etmekle suçlamışlar. Bu film tüm yüzyıllar için gereken Hollwood eleştirisini yapmış çünkü.
En İyi Sanat Yönetmeni, En İyi Müzik Ve En İyi Özgün Senaryo Oscar'ını alan film, müptelası olduğum imdb Top 250'de de 32. sırada.
Etiketler:
billy wilder,
sinema
| Tepkiler: |
15 Kasım 2011 Salı
Io sono l'amore
Bazılarının çok seveceği, bazılarının ise bu ne saçma bir film diyeceği kesin bir film bence. Bazen de insanın izlerken içinde bulunduğu psikolojisi buna çok etki ediyor.Ben dün izlerken öyle huzursuz bir moddaydım ki, beni son derece sakinleştirdi ve iyi geldi.İçimdeki sıkıntıyı dindirdi, oysa mutlu bir film değil. Hala kulağımda kuş sesi var ama..
Film zengin bir aile içinde geçiyor.Bir çok şey seyiriciye gösterilmiyor, siz sadece anlıyorsunuz veya hissediyorsunuz. Ailenin gelini Emma'nın çocukları ile ilişkisi, yaşadıkları aşklar ve gizler var. Aile kavramını ve aşkı sorgulayan ama bunu sözcüklerle yapmayan hissettiren br film..
------------Filmi henüz izlemememiş olanlar için devamını okumaları tavsiye olunmaz -----------
Filmin en şaşırtıcı kısmı son sahnesiydi.Oğlunu kaybeden annenin, acısına rağmen veya belki acısı yüzünden, hapsolduğu hayatından, sahip olduğu ayrıcalıklardan kaçısı.. Ayrılık anı o kadar aceleci ki, sanki peşinden kovalayan varmışçasına..Orada bir saniye bile fazladan duracak gücü yok.Bütün her şeyi gerisinde bırakıyor ve sadece kendisi olarak çıkmak istiyor o evden. Yanındaki yardımcısının hiç konuşmadan Emma'nın tüm hissttiklerini anlaması.. Kızının annesine tüm aileye rağmen onay vermesi.. Sessizce. Tüm ailenin kadına arkasını dönmesi.Sessizce. Aslında filmin tümünde bir sessizlik var. Aşkta,anlayışta,karşı çıkışta,ölümde..
O sessiz anlatımı beni etkiledi açıkçası ama sizi bilemem...
11 Kasım 2011 Cuma
One Day
Filmi izleyince "bu kitap kesin ağlatır" dedim. Özellikle de aşk ve acı modundaysanız. Okumadığım halde eminim ki okuyanlar filmde aradığını bulamamıştır. Ama insan biraz da hayal gücünü devreye sokarsa.. O zaman olur..
Etiketler:
anne hathaway,
jim sturgess,
sinema
| Tepkiler: |
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















